Süreçleri yönetiyorsun. Süreçler seni yönetiyor. Bil bakalım kim kazanıyor?
Tipik bir işletme sahibinin gününe bakıyorum.
Sabah: toplantı, görevler, öncelikler. Her şey kontrol altında.
Gün: yangınları söndürüyorsun, sorunları çözüyorsun, planları düzeltiyorsun.
Akşam: yapılacaklar listesine bakıyorsun — yarısı yapılmamış. "Yarın bitiririm".
Yarın her şey tekrarlanıyor.
İşte burada püf nokta: işi kontrol ettiğini düşünüyorsun çünkü kararlar alıyorsun. Ama aslında iş seni kaos aracılığıyla kontrol ediyor.
Her plansız müşteri talebi odağını bozuyor. Her yönetici sorusu stratejiden operasyonelliğe yönlendiriyor. Her "acil" görev önemli olandan zaman çalıyor.
Paradoks şu ki, her şeye ne kadar aktif katılırsan, o kadar az kontrol ediyorsun.
Çünkü kontrol her yerde olmakla ilgili değil. Kontrol, süreçlerin sensiz çalışmasıyla ilgili.
Peki senin durumun ne? Senin her küçük şey dikkatini gerektiriyor. Yönetici, onay almadan müşteriye cevap veremiyor. Müşteri, yönetici olmadan bilgi alamıyor. Sen, her şeyin çökeceği korkusu olmadan dinlenemiyorsun.
Bu yönetim değil. Bu bağımlılık.
Ve sen görevden göreve koşarken, rakipler sistemler kuruyor. 23:00'te çalışan sistemler. Yorulmayan sistemler. Unutmayan sistemler.
Sen insanlara para ödüyorsun. Onlar teknolojiye para ödüyor.
Sen kontrol için zaman harcıyorsun. Onlar büyüme için zaman harcıyor.
Fark, daha fazla paraları olması değil. Fark, otomasyonun insanları değiştirmekle ilgili olmadığını anlamaları. Kendini operasyonellikten kurtarmakla ilgili.
İlk yanıt hattı kendi kendine çalıştığında, veriler kendiliğinden CRM'e girdiğinde, müşteri bilgiyi kendi aldığında — işte o zaman işinin rehinesi olmaktan çıkıyorsun.
Ama şimdilik iş seni yönetiyor. Sadece buna "sorumluluk" diyorsun.
Soru otomatikleştirip otomatikleştirmemek değil. Soru, önce kimin otomatikleştireceği — sen kendi süreçlerini mi yoksa rakipler senin müşteri akışını mı.
Yorumlar
0Henüz yorum yok.