
'Tuğla', gerçek duvarları kendimizin ördüğüne dair bir Alman gerilimi. Samimi atmosfer, psikolojik oyunlar ve tuzaktan kurtulma çabaları - tüm bunlar incelememizde.
Hiç dünyanın kendi dairenizin boyutlarına küçüldüğü hissiyle uyandınız mı? Şimdi bunun bir metafor olmadığını hayal edin: Bir gün evinizin kör bir tuğla duvarla çevrildiğini ve ne kapıdan, ne pencereden, ne de havalandırmadan çıkılamadığını fark ediyorsunuz. Hayır, bu komşularla tadilatçılarla savaşmanın yeni bir yolu değil; bu, Netflix'in Alman gerilim filmi Tuğla (Brick)'nın konusu.
Tim (Matthias Schweighöfer) ve Olivia (Ruby O. Fee) ilişkileri çatırdamakta olan bir çifttir. O bir işkolik oyun tasarımcısı, o ise değişim özlemi çeken bir mimar. Yine bir tartışmaları, çok daha somut bir sorunla kesilir: Tüm apartmanları bir gecede gizemli bir tuğla duvarla çevrilmiştir. Ne iletişim, ne de dışarıda olup bitene dair en ufak bir ipucu. Bir çıkış yolu bulmaya çalışırken çift, aynı şekilde mahsur kalmış komşularla birleşir ve işte asıl macera başlar: Kim kimi alt edecek, duvar mı onları, yoksa onlar birbirlerini mi?.

Film sinirlerle ustaca oynuyor: Klostrofobi burada muhtemelen ana malzeme. Duvar sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal bir metafor. Karakterler uzun zaman önce kendi iç barikatlarını kurmuşlar ve şimdi onlarla kelimenin tam anlamıyla, mecazi olarak değil, baş etmeleri teklif ediliyor.
Hırsızlar Ordusu'ndan tanıdığımız Matthias Schweighöfer ve Ruby O. Fee yine birlikte ve kimyasları en geçilmez duvarların arasından bile hissediliyor. Tartışmaları ve barışmaları, sanki yönetmen kamerayı zor bir günün ardından gerçek bir daireye koymuş gibi görünüyor. Çatışmanın kendisi biraz sıradan (karakterler bir çocuk kaybından sonra uzaklaşmışlar), ancak oyuncuların doğal etkileşimi sayesinde canlı ve ilgi çekici görünüyor.

Komşular, paranoyak bir polis memurundan (duvarın hayatta kalmanın tek yolu olduğuna inanan) yasaklı maddelerle parti düzenleyen bir çifte kadar bir dizi karakter sunuyor. Her biri, artan çılgınlığı sulandırarak kendi panik ve mizah tonunu katıyor.
Beton koridorları ve loş ışığıyla Alman şehirciliği, kapalı bir alan hikayesi için mükemmel uyuyor. Zaman zaman, Alman aksanı ve daha yere yakın bir dramla, 'Küp' veya 'Platform' filmlerine düşmüş gibi bir his var.

Bariz güçlü yönlerine rağmen film türler arasında gidip geliyor: Biri samimi bir psikolojik dram, diğeri tempolu bir bilim kurgu gerilimi olmak istiyor. Sonuçta hiçbir çizgi tam olarak geliştirilmiyor: Duvarın gizemi yarım kalmış görünüyor ve bazı karakterlerin motivasyonu zorlama.
'Testere' veya 'Cloverfield'ın dinamiğini sevenler için 'Tuğla' yer yer yavaş gelebilir. İkinci perde sarkıyor: Karakterler tartışıyor, duvarları yıkıyor ve tüm bunlar, sanki yazarlar hikayeyi nasıl geliştireceklerini bilememiş gibi uzun duraklamalar eşliğinde oluyor.
Bir açıklama vaadi yerine getiriliyor, ancak çekincelerle: Cevaplar var, ancak 'vay be' etkisi yaratmıyorlar. En azından açık bir final olmamasına şükür.

'Tuğla', fikrin ilk dakikalardan itibaren sizi yakaladığı bir durum. Ancak izlerken, yazarların kendi potansiyellerini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceklerini merak ediyorsunuz. 'Duvar' konsepti, karakterler ve izleyiciler için bir ayna görevi görüyor ve samimi atmosfer sizi gergin tutuyor. Ancak daha fazla heyecan ve çözümde bir lezzet arıyorsunuz. Film, psikolojik deneyleri seven ve kendi korkularıyla baş başa kalmaktan korkmayanlara önerilebilir. Tür severler için, 'samimi gerilim' koleksiyonunuza eklemekten utanmayacağınız, devrim niteliğinde olmasa da kaliteli bir örnek.
Yorumlar
0Henüz yorum yok.
Tartışmaya katılmak için giriş yapın.