
Yeni film 'Aktör'ü inceliyor ve bunun ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz: bir rüya, yeni bir rolün provası mı yoksa çıkışı olmayan çok katmanlı bir labirent film mi?
Duke Johnson'ın 'Aktör' (The Actor) filmi bir bilmece filmidir: bulanık, belirsiz, sanki hafıza sisi içinden çekilmiş gibi. Aktör Paul Edwin Cole'a gerçekten bir şey mi oluyor yoksa sadece repertuarındaki başka bir numarayı mı izliyoruz anlamak zor. İşte oyunculuğun kaderi budur: oyunun nerede bittiğini ve hayatın nerede başladığını asla bilemezsiniz. Ancak filmin sonunda Paul'ün nihayet gerçek bir şey bulduğu netleşiyor. İronik olan, eski çapkın Paul'ün buna 'değerli' demeyeceğidir.
Bu yazıda konuya farklı açılardan bakacağız ve yönetmenin ana fikrini ve olası yorumlarını anlamaya çalışacağız.
Dikkat: Aşağıdaki metin spoiler içermektedir
Aşkın ve Hafızanın Tuhaflıkları
Kafasına aldığı bir darbe sonrası Paul (Andre Holland) hafızasını ve onunla birlikte tüm yaşam rehberlerini kaybeder. Ancak tam da bu boşlukta, Jeffords'tan Edna (Gemma Chan) adlı bir kıza umutsuzca aşık olur.
Ne geçmişini ne de şimdisini tam olarak hatırlamaz, ancak memleketi New York'a yaptığı bir geziden sonra Edna'ya dönüp temiz bir sayfa açmaya karar verir.

Komiktir: Eskiden Paul, New York'tan taşraya sadece başkalarının karılarıyla ilişkiler yaşamak için giderdi. Şimdiyse onun için tek çapa haline gelen bir kadın için taşraya gidiyor.
Paul En Başından Beri Oyun mu Oynuyordu?
Travmadan hemen sonra Paul kim olduğunu unutur ve ayrıca 'anlık hafıza kayıpları' yaşar: bir şeyi hatırlar hatırlamaz silinir. Karşımızda klasik bir güvenilmez anlatıcı var, bu yüzden onun bakış açısına güvenemeyiz.
Hikaye boyunca aynı kişileri farklı rollerde görür: örneğin, Toby Jones bazen dedektif, bazen tabakhane işçisi, bazen de tiyatro topluluğunda oyuncudur; Joe Cole ise bazen Paul'ün en iyi arkadaşı, bazen de sette yönetmendir. Bazı oyuncuları 5 hatta 6 kez görürüz. Görünüşe göre tüm karakterler Paul'ün tiyatro arkadaşları.

Buradan iki versiyon çıkıyor:
- Büyük bir prodüksiyon. Paul, kıskanç bir kocayla tartıştıktan sonra hafızasını kaybeden bir aktörü oynuyor ve izleyici, sanki sahneden sahneye geçiyormuş gibi dekor değişimlerini izliyor. Bunu destekleyen bir kanıt, 'New York dairesindeki' sahte kitap yığınıdır: tamamen bir aksesuar.
- Rüya. Kafaya alınan darbe, Paul'ün hayatını bir dizi gerçek dışı resme dönüştürür: her şey sahte görünür çünkü dünyayı başkasının, 'sıfırlanmış' gözleriyle görür.
Her iki durumda da 'oyun içinde oyun' hissi, yönetmen Duke Johnson'ın fikrini vurgular: oyunculuk varoluşu temelde rol yapma üzerine kuruludur.
Paul Neden Jeffords'a Döndü?
Jeffords'a geldiğinde Paul, eve dönüş bileti için sadece 30 dolar biriktirmek istiyordu. Ancak tabakhane işine girip Edna ile tanışınca, sanki gerçekten 'yeniden doğdu': geçmiş silindi, geriye sessiz bir aşk ve birlikte bir gelecek hayali kaldı. Bu, bir gün My Soul to Keep adlı oyunun kendi adını taşıyan afişini görene kadar devam etti. Hafızası geri döndü ve Paul 'sahneye dönmeye' karar vererek Edna'yı terk etti.

Trajedi, eski becerilerin anılarla birlikte geri gelmemesidir. Sette temel teknik şeyleri anlamaz ve sonunda rolden çıkarılır. O zaman Paul anlar: oyunculuk hayatı artık onun için değildir ve sessiz kasabada onu gerçekten bekleyen biri vardır.
Paul ve Edna Birlikte Olacak mı?
İlk karşılaşmalarında Edna sordu: 'New York'lu bir aktör bizim bu çukurda ne arıyor?' Paul amnezisini itiraf etmedi, 'bir role hazırlandığı' yalanını söyledi. Ancak cevabı kehanet gibiydi: 'Öyleyse hayata yeniden başla - belki bu kaderin bir armağanıdır.' Cümlenin anlamı Paul'e çok geç ulaştı, ama yine de ulaştı.
Finalde tekrar Jeffords'a gelir. Edna'nın yüzünü bile unutan Paul, sadece adresi bilir: 312, Lark Caddesi - tıpkı Christopher Nolan'ın 'Unutma' filmindeki kahraman gibi, gerçek parçalarına tutunan. Edna çoktan gitmeye hazırlanmıştır: kaybettiği sevgiliyi hatırlatan bir şehre neden tutunsun ki? Ancak Paul'ü görünce fikrini değiştirir. Kız yaklaşır, onu hafifçe çimdikler - rüya olup olmadığını kontrol etmek için. Hayır, her şey gerçek. Birlikte kalırlar ve Manhattan'ın gürültüsünden uzak, 'mutlu yeni hayata' başlarlar.

Edna bir keresinde şöyle demişti: 'Herkes mutlu sonun peşinde, ama bence başlangıçlar çok daha neşeli.' Paul için yeni hayatın başlangıcı kafasına bir sandalye darbesiyle başladı ve onu koşulsuz seven bir kadının kucağında sona erdi. Rastgele ilişkiler için oradan oraya koşan bir çapkından, yerleşmeye ve sadık olmaya hazır bir adama dönüştü. Eğer tüm bunlar gerçek değil de bir oyunsa - o zaman harika bir oyundu.
Çeviri ve uyarlama: DMT
Yorumlar
0Henüz yorum yok.
Tartışmaya katılmak için giriş yapın.