
Pedro Martín Calero'nun ilk korku filmi 'Çığlık', Rusya'da vizyona giriyor. Film San Sebastián'da hit oldu ve 'Gümüş İstiridye En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandı (Fransız 'Cannes'ının İspanyol versiyonu).
Andrea (Ester Expósito) sıradan bir üniversite öğrencisidir, ailesiyle yaşar, Madrid'deki bir mimarlık enstitüsünde staj yapar ve Sidney'de yaşayan Pau (Álex Monner) adlı erkek arkadaşıyla uzak mesafe ilişkisi sürdürür.
Bir gün, onun dışında kimsenin görmediği tuhaf, uğursuz bir silüet fark etmeye başlar. Onu görebilmek için video kamera kullanması gerekir. Trajik bir kazadan sonra, korkusunu yenmenin tek yolunun onunla yüzleşmek olduğunu anlar.

İlk filmiyle yönetmenliğe adım atan Pedro Martín Calero, en popüler tür olan korkuyla başlayarak profesyonel sinema dünyasına kendinden emin bir giriş yapıyor. Son on yılda bu tür, insan korkusunun doğasını anlamak için giderek daha fazla yeni fikir sunuyor.
Birçok tanınmış çağdaş yönetmen kariyerine korku filmleriyle başladı: Fede Álvarez ('Evil Dead', 'Nefesini Tut'), Ari Aster ('Kalıtsal'), David F. Sandberg ('Işıklar Sönünce'), Robert Eggers ('Cadı'), Jordan Peele ('Kapan'). Ve her biri bu türde önemli başarılar elde etti. Pedro Martín Calero, anlaşılır bir alçakgönüllülüğe rağmen, meslektaşlarından daha az yetenekli görünmeyebilir. Hatta bazen görsel anlatım yaratmadaki yenilikçi yaklaşımlarıyla şaşırtabilir.

'Çığlık', diğer başarılı filmlerden bildiğimiz motiflerin ilgi çekici bir karışımıdır. Bir kızın yaşadıklarını, korkusunu, duygularını paylaşamamasını ve güvensizlik nedeniyle reddedilme endişesini anlatır.
Özellikle yönetmen David Robert Mitchell'in 'Seni Takip Ediyor' filmiyle karşılaştırma ilginçtir. Bu filmde ana karakter, onun dışında kimsenin görmediği (ya da görmek istemediği) bir varlık tarafından takip edilir. Mitchell'in filminde varlık cinsel yolla bulaşan bir hastalığın metaforuyken, Calero benzer bir düşünceyi şiddet alanına girerek geliştirir.
Bu temayı zenginleştirerek film önemli bir sosyal sorunu gündeme getirir ve aile kurumlarını eleştirmekten çekinmez. Aile, yardım ve destek elini uzatan ilk kişi olmalıdır. Ancak bazı durumlarda kendisi bir tehlike kaynağı haline gelir ve sevdiklerini daha büyük riske atar. Bu, şiddetin 'genetik kodunun' bir kurbandan diğerine, nesilden nesile hiçbir mantık olmaksızın aktarılmasına yol açabilir. Yazar, takip eden varlığın motivasyonunu ve kökenini açıklamak için izleyiciye net cevaplar vermez. Ancak açık olan şu ki, belirgin bir nedeni olmayan ve kontrol edilemeyen kötülük çok daha korkutucudur.

Bu filmin, görsel tasarıma yönelik özgün yaklaşımı sayesinde diğerlerinden ayrıldığını belirtmek gerekir. Gençlerin mesajlaşma uygulamasındaki yazışmalarının filmin konusuna ne kadar uyumlu bir şekilde dahil edildiği şaşırtıcı. Bu karar, dijital teknolojilerle dolu günümüz ruhunu canlı ve ilginç bir biçimde yansıtıyor; kayıt cihazlarının yaygınlığına rağmen tehditten %100 kurtuluşu garanti edemeyen bir dönem.
Yönetmen, sinema dünyasının anlaşılması ve çevresindekiler tarafından algılanmasıyla doğrudan ilgili üst yorumlar yapmaktan çekinmiyor. Filmin ikinci üçte birlik bölümünde aksiyon sinema sanatları fakültesine taşınıyor; burada bir öğretim görevlisi, bir öğrencinin çalışmasını gereksiz sahneler, kötü kurgu ve zayıf yönetmenlik nedeniyle eleştiriyor.
Bu sahne, filmi benzer eleştirilerle yerden yere vurabilecek film eleştirmenlerine yönelik bir ironi olarak kolayca yorumlanabilir. Ancak yönetmenin kendisi de bu tür hatalardan her zaman kaçınmaz; görünüşte önemsiz olsalar da anlatının dinamiklerini bozabilecek sahneleri filmde bırakır.

Filmin sonuna doğru tempo biraz düşse de, izledikten sonra yine de hoş bir izlenim kalıyor. İlk dakikalardan itibaren film sizi meditatif bir gerilim durumuna sokuyor. Şık anlatım o kadar sürükleyici ki başka hiçbir şeye dikkatinizi vermenize izin vermiyor.
Filmde, izleyicilerin artık bıktığı bu türe özgü korkunç ani korkutmalar (jump scare) yok. Bu, onu diğer korku filmlerinin büyük çoğunluğundan olumlu bir şekilde ayırıyor. Ayrıca filmde, korkup koltuğun kolçaklarına yapışabileceğiniz en az iki beklenmedik an var. Filmin yapımcıları izleyicinin beklentilerini boşa çıkararak bir sonraki adımı tahmin etmeyi imkansız hale getiriyor. Bu sayede bu sahnelerde gerilim daha da artıyor ve yaşanan duygular uzun süre hafızalarda kalabiliyor.
Türünün özgüllüğüne, bazı başarısız unsurlara ve finaldeki görünür heterojenliğe rağmen, Pedro Martín Calero'nun ilk filmi güvenle başarılı olarak adlandırılabilir.
Film sadece tüylerinizi diken diken eden ve kalp atışlarınızı hızlandıran sıradan bir korku hikayesi anlatmıyor. Aynı zamanda var gücünüzle haykırmanız gereken korkulardan da bahsediyor.
Fragman:
Yorumlar
0Henüz yorum yok.
Tartışmaya katılmak için giriş yapın.