
Netflix'te yayınlanan 'Rebel Ridge', eski bir deniz piyadesinin küçük bir kasabada yozlaşmış polislerle mücadelesini anlatan bir aksiyon filmi. Bu sade hikayenin düşük aksiyon yoğunluğuna rağmen neden yılın en önemli olaylarından biri olmaya aday old...
'Rebel Ridge' filminin konusuna göre, eski deniz piyadesi Terry (Aaron Pierre) Shelby Springs kasabasına giderken iki polis memuru tarafından durdurulur. Polisler sırt çantasında 36 bin dolar nakit bulur, bunu uyuşturucu ticareti geliri olarak değerlendirip kendilerine alırlar. Ancak sorun şu ki, bu paranın bir kısmını kuzenini cezaevinden çıkarmak için kefalet olarak vermeyi planlıyordu. Şimdi Terry ne pahasına olursa olsun parayı geri almak zorunda, yoksa kuzeni eyalet merkez hapishanesine gönderilecek ve orada öldürülebilir.

Son yıllarda aksiyon türü, kalıplaşmış hikayelerden sosyal yorum içerenlere geçişle gerçek bir tematik rönesans yaşıyor. Aynı şey, izleyiciler için daha belirgin ölçekte, korku filmlerinde de oluyor; artık 'post-' veya 'yükseltilmiş' (İng. elevated) sıfatları ekleniyor. Eskiden, VHS kasetlerde kitlesel çoğaltma döneminde bu türler genellikle 'niş' olarak sınıflandırılırken, 2010'ların ikinci yarısından itibaren eleştirmenler onlara çok daha olumlu yaklaşmaya başladı. 'Rebel Ridge', tabiri caizse, eğlence unsurunun önüne anlam katmanını koyan bir post-aksiyon filmi.
Yönetmen Jeremy Saulnier ('Blue Ruin', 'Green Room') için, polis vahşetinin her seviyedeki yetersiz finansman ve yolsuzluktan kaynaklandığı fikrini izleyiciye aktarmak, filmi yoğun dövüş sahneleriyle doldurmaktan çok daha önemliydi. Aslında filmde bu tür sahneler çok fazla yok ve kanlı da değiller; aksine kahraman hasarı en aza indirmeye çalışıyor. Ancak adalet adına, tüm sahneler oldukça yaratıcı ve öngörülemez bir şekilde düzenlenmiş.

İlginçtir ki bu, 2024 yılının sosyal adalet temasını bir şekilde ele alan üçüncü aksiyon filmi. 'The Beekeeper' filminde Jason Statham çokuluslu patronlardan ABD başkanına kadar tüm dünya elitine meydan okurken, 'Monkey Man' filminde Dev Patel yozlaşmış yetkililere ve bir Hindu vaizine savaş açmıştı. 'Rebel Ridge'de çatışma sadece küçük bir taşra kasabası olan Shelby Springs'i kapsıyor, ancak burada var olan olguların hiç de benzersiz olmadığı açık.
Louisiana taşrasının üzerinde umutsuzluk ve parasızlık atmosferi asılı.
Kasaba ırkçı önyargılara sahip polislerle dolu, yargı sistemi rüşvetle felç olmuş ve tüm güç yerel şerife bağlı. Polis vahşeti ve hukuka aykırı gözaltılara rağmen, yerleşimin finansmanı yasadışı yollardan elde edilen fonlarla sağlanıyor. Saulnier'in filminde, 'True Detective'in ilk sezonunun en iyi geleneklerinde 'güney gotiği' unsurları açıkça görülüyor. 'Rebel Ridge'de taşra hayatının kendi iç düzeniyle tasviri, Don Johnson'ın canlandırdığı ana düşman kadar başarılı; Johnson için kolluk kuvvetlerini oynamak en sevdiği uğraş. Ne de olsa 'Miami Vice' ve 'Nash Bridges' dizilerinde 'iyi polisleri' oynayarak ünlendi.

Aaron Pierre'in canlandırdığı başkahraman da en az onun kadar başarılı. Filmin büyük bölümünde, karşılıklı yarar sağlayan koşullarda anlaşmaya yönelik boşuna girişimleri tercih ederek doğrudan saldırmaktan kaçınıyor. Aramada el konulan parayı geri aldığında bile, sadece tutuklu kardeşi için kefalet olan miktarı alıyor.
İlginçtir ki 'Rebel Ridge', kahramanın deniz piyadesi olması durumunda Irak'ta görev yapıp TSSB geçirdiği gibi yaygın klişelerden kaçınıyor. Ancak konunun kült 'Rambo' ile benzerliği sizi yanıltmasın: Terry hiçbir yurtdışı görevinde bulunmadı, ancak ordudaki hizmet onu mükemmel bir stratejist yaptı. Ürkütücü derecede disiplinli ve neredeyse duygulardan etkilenmiyor. Askeri eğitimi, tüm kısaltmaları bilmesi, 'efendim' hitabı ve düşmanlarının adımlarını önceden hesaplama yeteneğiyle belli oluyor. O bir ölüm makinesi değil, aksine bir gerilimi azaltma aracı (bu kelime filmde sıkça geçiyor).

'Rebel Ridge' ayrıca, başkahramanın mutlaka bir aşk ilgisine sahip olması gibi sıradanlıklara da düşmüyor (tüm maskülen aksiyon filmlerinin karakteristik bir özelliği). Filmde güçlü bir kadın karakter var (AnnaSophia Robb), ancak Terry ile romantik bir ilişkiye girmiyor. Genel olarak kendi başına oldukça kendi kendine yeten ve izleyici için ilginç.

Yukarıdakilerin hepsini özetlemek gerekirse, Jeremy Saulnier'nin filmi abartısız güçlü bir iş: güçlü gerilim, sağlam senaryo, sevimli ve kalıplaşmamış karakterler, karizmatik bir düşman. Eleştirilecek pek bir şey yok!
Sadece yönetmenin filmiyle tam olarak neyi amaçladığı pek açık değil: polis üzerinde daha sıkı bir kamu denetimi mi getirilmesi gerektiği, yoksa polis bütçesindeki kesintilerin durdurulması mı gerektiği. Çünkü bu iki tez Amerikan siyasi bağlamında birbiriyle çelişiyor.
Fragman:
Yorumlar
0Henüz yorum yok.
Tartışmaya katılmak için giriş yapın.