
Jarmusch, Polanski, Linklater ve daha birçoklarının "konuşma sineması": yazarların önemli yapıtlarını inceliyor, diyalogların özelliklerinden ve daha fazlasından bahsediyoruz.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ses sinemaya da geldi. 20. yüzyılın başlarında, bir filme ses ekleme fikri çılgıncaydı ve şüpheyle karşılanıyordu. Sinemacılar, ses ve diyalogların uluslararası bağı koparabileceğini ve sinemayı evrensel dilinden yoksun bırakabileceğini düşünüyordu. Ancak ilerleme devam etti ve yetenekli yönetmenler yerinde saymak istemedi.
Bir asır sonra, tamamen diyaloglara dayanan bir film türü olan "konuşma sineması" ortaya çıktı. Bu yazıda, farklı yönetmenlerin tekniklerini inceleyecek ve konuşmanın filmin ana karakteri olduğu yapıtlardan bahsedeceğiz.

Diyalog — Ruh Halinin Aktarımı
Ekrandaki konuşma çok şey yapabilir, hatta filmin ana karakteri bile olabilir. Karşılaştırma yapmak için Richard Linklater'ın "Kahve ve Sigara" ile "Gün Doğmadan" filmlerini ele alalım; ruh halinin aktarımındaki farkı açıkça gösterelim.
Jim Jarmusch 68 yaşında! Bu seçkin ve kimseye benzemeyen Amerikalı yönetmeni neden sevdiğimizi hatırlıyoruz.
Open material"Kahve ve Sigara" — sıradan konuşma konuları etrafında birleşen farklı insanların yer aldığı 11 kısa hikaye. "Gün Doğmadan" ise gelecekteki bir çiftin tanışma hikayesi. İki filmin kahramanları benzer davranışlar sergiler, ancak Linklater'ın aşıkları daha rahat "nefes alır". Diyalog kullanımındaki fark da burada yatar.
Jarmusch'un karakterleri yabancılar, eski dostlar veya yeni bulunmuş akrabalar olarak sunulur, ancak hepsi ilk kez karşılaşmış gibi konuşurlar. Karakterler arasında bir gariplik ve konuşacak konu eksikliği vardır, bu nedenle diyalog anlamsız gerçekler veya aptalca cümlelerle dolar. Farklı kısa hikayelerdeki karakterlerin statüleri farklı olsa da, hepsi aynı şeylerden bahseder. Yeni bir bölümde, bir öncekiyle neredeyse aynı şeyi duyabiliriz. İşçiler veya ünlü müzisyenler arasında geçen bir konuşma olsun fark etmez.

Örneğin, iki müzisyen arasındaki diyalog. Başarısız bir cümle, garip bir mazeret gösterme çabası ve gitme isteği. Jarmusch'un kahramanları sorunu böyle çözer.
— Geçen gün Los Angeles'lı Robot Dev lakaplı bir davulcuyla çalıştım. O kadar güzel vuruyor, şıngırdatıyor ki. Aklıma hemen sen geldin. Belki onunla birlikte çalmak istersin.
— Bekle, bir profesyonelden ders almam gerektiğini mi düşünüyorsun? Yeterince iyi değil miyim? Bunu mu söylemek istiyorsun?
— Hayır, sadece… Anlıyor musun, o harika bir müzisyen. Düşündüm ki… Sadece sana bu adamdan bahsetmek istedim. O harika biri.
*Adamlar sessizce otururlar, garip bir sessizlik içinde. Kahve içerler. *
— Biliyor musun? Sanırım gitme zamanım geldi.
Ya da çıkmaza sokan ilginç bir hikaye:
— Ve içinde küçük bir floresan ışık mı vardı? Nikola Tesla floresan ışığı icat etti. O olmasaydı, alternatif akım, radyo, televizyon, röntgen ışınları, asenkron elektrik motorları, yönlendirilmiş parçacık akımları, lazerler… Bunların hiçbiri olmazdı.
— Evet, ve "Tesla" rock grubu da.
Bu teknik, rahatsızlık yaratır ve izleyicinin bunu hissetmesini sağlar. Sessizlik, beklenmedik karmaşık bir diyalog ve yine sessizlik. Yönetmen, sıradan sohbetlerle karakterleri basitleştirir; derin düşünceler onları daha zeki yapmaz, sadece garip bir sessizliği doldurmaya çalışırlar.
"Karakterlerin kafamın içinde konuştuklarını duyuyorum ve onları yazıyorum. Bir konuşma planım yok, sadece onları dinlemeyi, hatta daha çok gizlice dinlemeyi seviyorum ve söyledikleri her saçmalığı yazıyorum. Bu olduğunda mutlu oluyorum. Aksi takdirde üzülüyorum çünkü diyalog yapay geliyor, çünkü onu ben uyduruyorum, yazmıyorum."

Linklater'ın yabancıları birbirlerinden utanmazlar, dünyaya ve diyaloğa açıktırlar. Karakterler saf hayalperestler olarak sunulur. Trende tesadüfen karşılaşan kahramanlar, kendileri için önemli ve anlamlı konularda iletişim kurarlar. Buradaki akıllıca düşünceler, utancı gidermek için değil, aksine cümleler, kısa sürede mümkün olduğunca çok şey söylemeye çalışan karakterlerin kişiliklerini vurgular.
— Neden herkes çatışmanın kötü olduğunu düşünüyor? Tartışmalardan çok iyi şeyler çıkar.
— Bilmiyorum. Görüyorsun ya, neden hayatımın zor olması gerektiği gerçeğini kabul edemediğimi düşünüyorum. Eğer bunu bekleseydim, belki o kadar kızmazdım ve iyi bir şey olduğunda sadece sevinirdim.
— Belki de bu yüzden hâlâ okuyorum? İsyan edecek bir şey bulmak daha kolay.
Linklater'ın diyaloğu, her birini ortaya çıkarmanın bir yolu haline geldi. Birbirlerine açılmaktan utanmayan saf filozoflar. Hafif anlatım ve rahat diyalog, "Gün Doğmadan" filminin temel tekniğidir.
Bu tür konuşma sineması, duyguları aktarmayı amaçlar. Temel amaç, kahramanlar arasındaki ruh halini ve birbirlerine karşı tutumlarını göstermektir. Amaçsız diyaloglar, olup bitenin ana yansıması haline gelir. Gerilimi veya huzuru göstermek için hakaretlere veya şüpheli durumlara gerek yoktur.

Konuşma — Zıt Görüşlerin Çatışması
"Konuşma sineması" yönündeki bir diğer önemli teknik, zıtlıkların çatışmasıdır. Farklı bakış açıları, felsefe, din, diyalog içinde olay örgüsünün itici gücü haline gelir.
Örnek olarak Roman Polanski'nin "Katliam" ve Tommy Lee Jones'un "Gün Batımı Ekspresi" filmlerini ele alalım. Polanski'nin kahramanları, oğullarının kavgasını görüşmek için bir araya gelen kırgın ebeveynlerdir. Her aile kendi çocuğunun tarafındadır — işte çatışma da bu. Filmin adına rağmen, gerçek anlamda bir katliam yoktur, ancak diyalog sırasında ortaya çıkan derin duygusal yaralar ve gizli kırgınlıklar vardır.
Filmde çatışma doruk noktasına ulaşır. Bu artık entelektüellerin sosyal bir sohbeti değil, karakterlerin gerçek doğasını gösteren düşük ve kaba hakaretlerdir. Bu teknik, anlatıya keskinlik katar ve atmosferi kızıştırır. Karakterlerin gerçeğe ulaşma veya önemli ve faydalı bir konuşma yapma hedefi yoktur. Sadece kendilerine, haklı olduklarını göstermeye ve rakibi aşağılamaya odaklanmışlardır.
— Oğlumun ispiyoncu olduğunu mu düşünüyorsunuz?
— Sadece şaka yapıyorum. O zaman sizinki de öyle.
— Yani, bizimki de mi öyle?
— Zachary'yi ispiyonladı.
— Bunu ondan zorla aldık.
— Michael, konudan sapıyoruz. Zorla almış olabilirsiniz ama o onu ispiyonladı.
— Size iyi davrandık. Lale aldık. Karım beni liberal olarak tanıtır, ama aslında bu duygusal saçmalıklara dayanamam. Ben asabi bir piç kurusuyum, anladın mı?! Hepimiz gibi. Hayır, üzgünüm. Hepimiz değil. Biz asabi piç kuruları değiliz.

Lee Jones'ta ise durum farklıdır. "Gün Batımı Ekspresi"nde bir çatışma vardır, ancak tartışma farklı amaçlar güder.
Bir adam, diğerini intihardan kurtarır. Dinde ve hayatta hiçbir iyilik görmeyen ateist bir profesör ile sıradan bir dindar arasında bir tartışma başlar. Kahramanların konuşması, hayat, felsefe ve daha birçok konuda farklı inançlar üzerine kuruludur. Ancak onlar için mücadele, diğer kişinin dünya görüşünü anlamaktan ibarettir.
— Benim gibi insanların Tanrı'ya yönelme çabasında bir tür insani eksiklik gördüğünü anlamıyorsunuz.
— Elbette anlıyorum. Ve size tamamen katılıyorum.
— Buna katılıyor musunuz?
— Evet, onlar Tanrı'dan yoksun.
— Üzgünüm ama Tanrı fikrinin saçmalık olduğunu düşünüyorum.
Kahramanlar, kendi doğrularını kanıtlamaya çalışarak inançlarıyla baskı yapsalar da, sınırı aşmazlar. Dinlemeye ve duymaya, rakibin acısını kabul etmeye ve empati kurmaya hazırdırlar. Bu teknik, entelektüel bir tartışmayı duyma ve dünyaya farklı bakış açılarını gösterme fırsatı verir.
— Sorunuz — İncil uyarılarla doludur. Çoğu kitap, aslına bakarsanız, bize sakınmayı öğretir. Neyden sakınmayı? Yanlış yolu seçmekten. Kaç tane yanlış yol var? Pek çok. Peki kaç tane doğru yol? Sadece bir tane. Bahsettiğiniz dengesizlik işte bu.
— Televizyona çıkmalısınız profesör. Çok tatlısınız, anlıyor musunuz? Cidden. Bir konuşma yapana kadar profesör olduğunuzdan şüpheliydim.
Polanski, kahramanlarını kafa kafaya çarpıştırıp tam bir serbestlik yaratırken, Lee Jones karakterlere konuşma ve bir çıkış yolu bulma fırsatı verir. Konuşma sineması aynı tekniklere sahip olabilir, ancak bunları farklı şekillerde kullanabilir.

Zıtlıklar Birbirini Çeker mi?
Diyaloğun itici güçlerinden biri, farklı görüşlere veya mizaçlara sahip birkaç kişidir. Grup iletişimi, konuşma sinemasının sıkça kullandığı bir anlatım ve karakterleri açığa çıkarma biçimidir.
Örneğin, "Kahvaltı Kulübü". Keskin ama zıt görüşlere sahip beş lise öğrencisi, kapalı bir mekanda buluşur. Sıkılmamak için tek çıkış yolu iletişimdir. Kahramanlar daha önce hiç konuşmamış, sadece okul koridorlarında görüp geçmişlerdir.
"Uçakla, Trenle, Arabayla" ya da belki "Kıvırcık Sue"? John Hughes'u bu kadar sevilen yapan aile filmlerinden bahsediyoruz
Open material
— Peki Pazartesi günü ne olacak? – Brian soruyu tekrarladı, ama o da emin değildi.
— Hâlâ arkadaş olacak mıyız, yani? Şimdi arkadaşsak, değil mi? – diye tekrarladı Claire.
— Evet.
— Gerçeği mi istiyorsun?
— Evet, gerçeği istiyorum.
— Sanmıyorum.
— Bence Allison ve ben sizden daha iyiyiz, değil mi? Biz deliler... – Sadece şunu söylemek istedim, her birinize, ben bunu yapmayacağım! İstemiyorum ve yapmayacağım! – yanağından bir gözyaşı süzüldü. – Çünkü bunun gerçekten alçakça olduğunu düşünüyorum...
Hughes'ın kullandığı teknik, yabancıların bir günlüğüne de olsa yakın arkadaşlara dönüşmesini sağlar. Konuşmalar insanları birbirine yakınlaştırır ve farklılıklarında benzerlikler bulmalarına olanak tanır.

İşte başka bir örnek, ancak bu sefer tersi. Yine Polanski'nin "Katliam"ı ve Paolo Genovese'nin "Mükemmel Yabancılar"ı. Filmin başında kahramanlar zaten tanışıktır, bazıları arasında yakın ilişkiler vardır. Polanski'nin evli çifti sadece iki kişidir, ancak birbirleri hakkında her şeyi (ya da neredeyse her şeyi?) bilen yakın kişilerdir ve Genovese'nin arkadaş grubu da öyle.
Kahramanların önceden tanıdık olduğu yaklaşım, tersine döner. Hughes'un karakterleri birleşirken, diğer iki filmin karakterleri birbirlerinin sırlarını açığa çıkarır ve dolaptaki iskeletleri bulur. Ne kadar benzer ve yakın olurlarsa olsunlar, diyalog ilişkilerini çıkmaza sokar ve gerilim yaratır.
Örneğin, "Mükemmel Yabancılar" filminden bir alıntı:
— Annen bana babamdan daha çok vururdu.
— Görünüşe göre az vurmuş.
— Evet, ama Yara mesajı okumasaydı…
— Yani, okuduğu için Yara mı suçlu?
— Hayır. Ama onları hemen silmeliydin. Genç bir kadınla ilişkiye girdiysen, daha dikkatli olmalısın, değil mi?
— Açıkla, SMS'lerde mi yoksa berbat eylemlerde mi daha dikkatli olmalıyım?

Sinema, gerçek hayatın bir yansımasıdır. Konuşmalar çok şey ifade eder, ilginç olmaları gerekmez; diyalog yıkabilir veya inşa edebilir. Her üç filmde de kahramanları ortaya çıkarır. Ancak bunu farklı şekillerde ve tamamen farklı açılardan yapar.
Tutkuların kızışmasını veya romantik bir hikayenin başlangıcını göstermek için özel efektler ve aksiyon kullanmak şart değildir. Her şey kelimelerle ilerleyebilir ve konuşma sineması bunu kanıtlıyor.
Yorumlar
0Henüz yorum yok.