
Stephen King'in korkunç bir şey, paranormal güçler ve insan zalimliği hakkındaki hikayelerinde ana karakterler uzun zamandır çocuklar olmuştur. Zamanında bu yöntem sinemacılar tarafından ödünç alındı. Ve 'Kara Telefon' korku filmi, bunun hala işe yar...
Filmin olayları 1970'lerde, bir manyağın (Ethan Hawke) kol gezdiği ABD'nin Colorado eyaletinde geçiyor. Birkaç çocuk çoktan kaybolmuş durumda ve kimse suçluyu bulmaya yardımcı olacak en ufak bir ipucu dahi bulamıyor. Bir gün, 13 yaşındaki Finney (Mason Thames) kötü adamın pençesine düşüyor. Onu alıkoyduğu ses geçirmez bodrumda çocuk, aniden onu manyağın önceki kurbanlarıyla bağlayan siyah bir telefon buluyor.
Karşımızda Stephen King'in oğlu Joe Hill'in aynı adlı öyküsünün bir uyarlaması var. Ve aslında bu gerçek pek çok şeyi açıklıyor. 'Kara Telefon', Scott Derrickson imzalı, büyük ölçüde şiddetin doğasını irdeleyen bir sosyal korku filmi: ev içi (sorunlu aileler) ve toplumsal şiddet. Özellikle okuldaki taciz, Stephen King'in eserlerindeki kırmızı ipliklerden biridir ve bu konuya, bir buçuk saatlik süre göz önüne alındığında, yeterince ekran süresi ayrılmış.
Hikayenin bir diğer önemli unsuru da, sonunda herkesin unuttuğu kayıp çocuklar. İstatistiklere göre, her yıl sadece ABD'de yaklaşık 460 bin çocuk kayboluyor, çoğunluğu reşit değil. Ve 'Kara Telefon', son birkaç yılda sıradanlaşmış gibi görünen (ve dolayısıyla daha az önemli hale gelen, ki bu yanlış) bu sorunlu duruma izleyicinin dikkatini geri çekiyor.
Görsel açıdan oldukça kasvetli bir tablo: gündüz sahneleri bile sanki alacakaranlığın sınırında çekilmiş gibi görünüyor ve bu da bunaltıcı bir atmosfer yaratıyor. Korku filmlerinde renklendirmede bu tür bir teknik oldukça sık kullanılır. Yine de bu, standart sıçrama korkuları ve izleyicide adrenalin patlaması için yapılmış sıradan bir boşluk değil. Bu aynı zamanda sinemaya ve özellikle Stephen King'in dünyasına küçük bir aşk itirafı. Buradaki bariz göndermeler arasında, birçok kişinin sevdiği 'O' (It) filmi var. Filmde ayrıca 'Teksas Testere Katliamı' veya Bruce Lee'nin 'Ejderin Çıkışı' filminden de bahsediliyor. Bu açıdan yönetmen Scott Derrickson, 'Stranger Things'de daha geniş ölçekte benzer şeyler yapan Duffer Kardeşler gibi birçok sinemasever yönetmeni anımsatıyor. Bu arada, 'Kara Telefon'da 80'lere dair bir tutam nostalji de var.
Steve Harrington ölürse Netflix'e dilekçe yazmaya hazırız.
Open materialDerrickson'dan bahsetmişken, yine Ethan Hawke'ın oynadığı 'Sinister' filmini anmamak olmaz. 2020'de tüm zamanların en korkunç filmi seçilmişti. Bu sonuç, film izlenirken kalp atış hızına dayanılarak çıkarılmıştı: 'Sinister' izleyicilerinin nabzı dakikada 86 atışa kadar çıkmıştı, bu da normalin üçte bir üzerindedir. Bu nedenle, oldukça basit bir konusuna rağmen 'Kara Telefon'un saygın bir korku filmi olması şaşırtıcı değil. Atmosferi ölçülü bir şekilde gerer, ölçülü bir şekilde kafa karıştırır, ölçülü bir şekilde korkutur. Ve finali kısmen 'Mare of Easttown' dizisini anımsatıyor (tam olarak neyle dersek, bu neredeyse bir spoiler olur).
'Mare of Easttown', kaliteli hikayeleri seven herkesin izlemesi gereken yeni bir hit. Şimdi nedenini anlatacağız.
Open material
Yönetmenlik çalışmasının yanı sıra oyunculuk yeteneklerini de belirtmek gerek. Özellikle Ethan Hawke. Sahnelerin çoğunu bir maske takarak geçirmesine rağmen (ve sadece yüz ifadelerinin bir kısmını görüyoruz, ama ne yüz ifadeleri!), bu korku filmindeki en büyük gücü sesi (orijinal seslendirmede). Bir saniyede mantıklı bir tondan çılgın bir tona geçmesi inanılmaz. Ve yakın çekim sahnelerinde her şey sadece gözlerinden anlaşılıyor. Oyunculuk açısından Mason Thames de geri kalmıyor; çocuksu çaresizliği ve dehşeti fazlasıyla doğal görünüyor. 'Stranger Things'in yan ürününü çekecek olanların ona bir göz atması gerek.
'Kara Telefon', sürenin büyük bir kısmında olayların çıplak duvarlı ve beton zeminli bir bodrumun ötesine geçmediği, samimi bir korku filmi. Ana karakterin dünyası bu odanın sınırlarına kadar daralıyor, bu da özellikle duyarlı izleyicilerin klostrofobi hissi yaşamasına neden olabilir.
Derinlemesine olmasa da film, deliliği ve şiddeti en bariz tezahürleriyle inceliyor ve her seferinde şu soruyu akla getiriyor: 'Bu neden hala birçok insan için normal?'. Stephen King'de olduğu gibi Derrickson'un filminde de asıl kötülüğün doğaüstü bir şey değil, insanların kendileri olması şaşırtıcı değil.
Yorumlar
0Henüz yorum yok.
Tartışmaya katılmak için giriş yapın.