Yüksek Mahkeme Ekonomi Dairesi, Eylül ayında müteselsil sorumluluk ihtilafları için önemli bir emsal teşkil edebilecek bir davayı inceleyecek. Çatışmanın merkezinde, işin fiilen durmasından sonra şirketin başına geçen bir şirket ortağı var.
Hikaye, 2017 yılında şirketin genel müdürü (aynı zamanda çoğunluk hissedarı) tarafından düzenlenen faizsiz kredilerle başladı. Parayı eşi sağladı ve bu da ilginç bir bağlam yaratıyor. Ancak ilk kredi taksitinin vadesinden bir yıl önce genel müdür işten ayrıldı ve yönetimi üçüncü bir kişiye devretti. Azınlık hissedarı, alacaklının mahkemede borcu tahsil etmeye başlamasından ancak üç yıl sonra şirketi yönetme yetkisini aldı.
İlk derece ve istinaf mahkemeleri, azınlık hissedarın borçlardan sorumlu olduğuna karar verdi. Gerekçeler mi? Sicildeki bilgilerin doğruluğunu sağlamadı, ticari faaliyetleri düzenlemedi ve şirketi fiilen terk etti. Temyiz mahkemesi, alacaklı ile eski genel müdür arasındaki aile bağlarına ilişkin itirazları reddederek faizi de ekledi. Bölge mahkemesine göre, çoğunluk hissedarın ortaklıktan çıkışı yasaldı ve akrabalık ilişkileri kötü niyeti kanıtlamıyor.
Ancak davalı, suçunun kanıtlanmadığını savunuyor. İş, çoğunluk hissedarın ortaklıktan ayrılmasıyla kârlılığını yitirdiği için durdu. O noktada varlık ve belge kalmamıştı ve yöneticilik görevini, davaya en azından bir şekilde yanıt verebilmek için zorunlu olarak üstlendi.
Soru şu: Bir şirket ortağının, kendisinin yapmadığı eylemlerden dolayı sorumluluğunun sınırı nerede? Yüksek Mahkeme davalının argümanlarını desteklerse, bu benzer ihtilaflarda azınlık hissedarların konumunu güçlendirebilir. Aksi takdirde, avukatların savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmeleri gerekecek.
Yorumlar
0Henüz yorum yok.